7.10.2014 – Kazandığım para ile yaptığım ilk tatil (!) zehir oldu.

7.10.2014 … Türkiye Cumhuriyeti tarihimizin en hain, en acımasız kalkışmalarından birine sahne oldu bu tarih… Kurban Bayramı vesilesi ile 4 günlük tatili, ilk defa ailemden ayrı olarak şehir dışında geçirmek istedim. Mardin’den İzmir’e uçtum, orada amcamı ve sevgili dostum Yusuf’u ziyaret edip, hayatımda hiç görmediğim Antalya’ya gittim, orada da 1 gün kalıp, alışveriş yapıp, İstanbul’a gittim. İstanbul’dan da aktarma yapıp Diyarbakır’a indim. Uzatmayacağım. İndiğimde valizimi bulamadık. Telaş, panik derken, “biz valizi bulunca size döneriz” dediler ve ben de Mardin’e karayolu ile geldim. Ortalık yıkılmış, ben 3-4 gündür hiçbir şeyin farkında değilim. Kazandığım para ile ilk tatilimin heyecanı ile her şeyi unutmuşum. Yolda telefonum da bozuldu. Mardin’e geldim. Valizler yok tabi. Evde telefonu şarja koydum, cihaz kafayı yedi bu arada. Telefon çaldı. Hiç beklemiyordum. Valizimi bulduklarını söylediler. Antalya’dan aldığım tüm yeni kıyafetlerim o valizde idi. Hiç düşünmeden hemen geliyorum dedim. Gideceğim yer ortalama 100 kilometre… Eve geleli 1 saat olmamış, o yolu yine gideceğim. Annem ve babamın içi rahat etmedi beni tek başıma göndermeye. Atladık LPG’li aracımıza (HYUNDAI SONATA) ve çıktık yola. Diyarbakır Havalimanı’ndan aldık valizimi ve çıktık oradan. Annem, o sıralar çok hasta olan teyzemi ziyaret edelim dedi, biz de teyzemi ziyarete gittik. Saat öğleden sonra 15:00 suları… Tava tencere sesleri eşliğinde hasta olan teyzemi ziyaret ediyoruz… Dışarıdan ise büyük kalabalıkların homurdanmaları, sloganları beni tedirgin ediyor. Bizimkilere kalkmamız gerektiğini ima etmeye çalışıyorum ama teyzem ağır… Son görüşümüz olabilir. Kalkmaya içimiz el vermiyor… Saat geldi mi 17:30 civarına… Stres tavan… Kalktık, vedalaştık… Arabamıza indik, arabamızın arka kısımında yer alan Türk Bayrağı sticker sökülmüş… Şaşırmadım, bunlar insan öldürüyor, sticker ne… Alerjileri var bu ülkenin tüm değerlerine… Çıktık Mardin’e doğru yola… Yollar tıkalı olmasın mı… Sağlı sollu 20 araçlık şerit, önümüzde ve arkamızda ise binlerce araç… Önlerden çıkan dumanlar, silah sesleri, patlamalar… Hayatımda biber gazı nedir, o gün orada gördüm… Yaşlı babam ve annem ile SHELL benzin istasyonuna girdik. Gözlerimize su falan sürdük. Babam öksürüyordu… Bizim gibi onlarca araç ve yüzlerce insan da orada… 1,5 saat kadar yolların açılmasını bekledik. Terör yandaşları bir şehirde gündüz saati olay çıkarmış ve hayat durmuş idi… Milim milim bile olsa trafik ilerlemeye başlamış, bu sırada da hava kararıyordu… İlerlemeye başlamıştık. Diyarbakır’ı tanımadığım için trafik levhalarını takip ederek Mardin’e ulaşacaktık. Bu mümkün olmadı. Hangi yola saptıysak kapalı, nereden geçtiysek kalabalıklar içinde kaldık. Durum kötüye gidiyordu. Eve varamayacağımızı anladık ve otelde bile kalmaya razı duruma geldik. Olayların zirve noktaya ulaşacağından bi’ haberiz tabi… İlerledik ve şehirin içine girdik derken… Üstgeçitten üzerimize kaldırım taşları atılmaya başlandı. Gök turuncu bir renge bürünmüş. Hava karanlık. Her yerden ateşler yükseliyor. Aracımız LPG’li. Barikat dolu her yer. Taşların ve alevlerin üstünden geçiyoruz. Need For Speed’de, GTA’da araç refleksim iyi idi ve sıra bunu gerçek hayata uyarlamama gelmiş, haberim yok. Araba her an patlayabilir ve acı şekilde ölebiliriz. Ama çaremiz yok, etrafımız sarılı. Tansiyon düşmüyor her an yeni bir piçlik, her yer alev alev… Önümüzü, yüzü sarılı itler kesti, kimlik kontrolü yapıyorlar, arabama, reflekslerime güveniyorum, Allah’a tevekkül ediyorum, asla durmak istemiyorum. Önümüzdekini durdurmuşlar. Ama ben durmayacağım. Asla o hainlere teslim olmayacağım. Her şeyi göze alıp taktım vitesi D’ye ve tüm gücümle bastım. Ellerinde molotovlar, silahlar, sapanlar… Manevra yapmasına zaman kalmadan sıvıştım. Sıvıştım diyorum ama lastiklerin ya da benim patlamam an meselesi. Her yer taş, moloz ve ateş… Nereye gideceğimizi bilmiyoruz, sokaklar, caddeler, elektrik yok, dualar okuya okuya şehir dışı gibi bir yere geldik. Sokakta yürüyen bir gence denk geldik. Açtık camı, güvenmek zorundayız, yol bilmiyoruz… Allah tarafından gönderilen melek miydi bilemiyorum ama o genç bize bir yol göstereceğini söyledi, o da o tarafa gidiyormuş, araç bulamamış. Aldık araca. Tarif etti ve yola gelince indi, yoluna devam etti. (Her kim isen, çok teşekkür ederim.) Tarif ettiği yol, Kamışlı Bulvarı denen ve tırcıların kullandığı bir yolmuş… Çınar ilçesine kadar rahat şekilde geldik. Çınar ilçesinde ateşler bizi karşıladı. Bir patlama tehlikesi de orada atlattık. Annem arkada sanırım mide kanaması geçirdi. Bu kadar stres bir insana çok fazla idi. Öyle öyle Mardin’e döndük. Mardin girişi inanılmaz kötü idi. İşletmeler kapalı, her yer sessiz, tatsız bir hava bizi karşıladı. Eve dönmemiz Allah’ın büyük bir lütufu idi… O olaylar, asla unutulmayacak ve bir ihanet vesikası olarak tarihte yerini alacak. O olaylarda vefat eden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum. Güçlü Türkiyemiz, bu ihanet kalkışmalarına bir daha asla sahne olmayacak.

miy1988wp tarafından yayımlandı

Dijital Hizmetler, Bilişim, Kodlama&Robotik, Sinema, TV, Foto&Video, Müzik, Halkla İlişkiler ve Tanıtım, E-Ticaret, Sosyoloji, Kitap, Yemek, Oyun…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

Web sitenizi WordPress.com' da kurun
Başla
%d blogcu bunu beğendi: